Simru Veda.




Merhaba tatlı hayallerimin acı sonu. Böyle başlamak geldi içimden. biraz düşünürsen ne kadar haklı olduğumu anlarsın. Senden önce de senin gibi yaradılışı eksik insanlar geçti hayatımdan. Her biriniz umulmadık yaralar açtı kalbime. İtinayla kazıdınız kendinizi belleğime. Ama hiçbiriniz kalıcı olamadı orada. Hepiniz gömüldünüz sonunda bıraktığınız bataklığa... Ama sen, benim birazımı aldın giderken yalan değil... Gün bile diyemeyeceğim günlerim de oldu senden sonra. Sensizlik senden daha sıkı sarıldı bana.
Aldatılmayı hiç bir seven hak etmezdi. Keşke içime kötü bir kuşku düşüp ortalığa saçılmasaydım ihaneti öğrenmek için. Keşke bunu böyle öğrenmeseydim keşke böyle bir şey hiç yaşanmasaydı sen söz verdiğin gibi sadık kalabilseydin aşka keşke bunu bu kadar geç öğrenmeseydim sadece sevilmediğimi bilmem bile gitmem için  yeterdi aslında. Acımı koynuma alıp gitmem içim bir fırsat verseydin keşke. Geçte olsa öğrenmek istedim. Yerime kimi koyduğunu bilmek istedim. Bilmek huzur getirmese de bazen. Sabahattin Ali'nin de dediği gibi,'Dümdüz yolda yürürken ayağımız bir şeye takılır hani. Dönüp, ayağımızı acıtan şey nedir diye bakarız önce... Bilmek acıdan  daha mühimdir bazen.' Ben bilmenin acısını yaşadım, sen bilmediğimi düşünüp gönül eğlendirirken... Şimdi bildiklerimi unutmuşken, seni de o unutulanlar çerçevesine yerleştirmişken neyin nesi bu yaptıkların ? Nereden çıktın yine karşıma? Tamamlayamadığın hangi vicdansızlığın için döndün ? Geçmişim olamamıştın, şimdi geleceğim olmak için mi geldin ? Artık benim için sen bir 'fark etmez' sin. Fırtınada kaybolmuş bir yelkenli için rüzgarın nereden estiği önemli değildir. Geçti artık o günler... Mezarıma çiçekle gelmen, beni öldürmüş olman gerçeğini değiştirmiyor. Söylediklerin doğru ama inandırıcı değil. Her doğru inandırıcı olmuyor bazen.  Cümlelerin ne anlattığı kadar nasıl bir ağızdan çıktığı da önemlidir. İnsanlar hayatları boyunca unutamayacağı acılar işlermiş ruhuna buda benim ilmek ilmek işlediğim tek acım. Onu mutlu etmek için beni üzdün ama gördüğüm kadarıyla onunla da mutlu olamamışsın. Elindeyken değersiz olan ama kaybettiğinde kıymete binen biri miyim ben senin için ? Kıymet bilmek yetmez, kıymet vermek de gerekirdi. Sevmek yetmez, sevgini göstermen de gerekirdi. Sen bunun için çok geç kaldın. Çünkü hayat bir kere yaşanır. Yara geçer, susar, ama izleri hep konuşur.
Sanırım sana biraz erkeğin ve kadının aşkı nasıl anladığından bahsetmeliyim. Gerçi bunu sana çok daha önce anlatmalıydım ama seni iyi tanıyamamıştım o zamanlar. Dışını geçememiştim içini görmek için. Kadınlar sevmek için neden aramaz, erkeklerse nedensiz sevemez. Aşkın kendine göre nedenleri vardır evet! Ama o nedenler nedensizliklerdir aslında. Ve siz aşkta, biz kadınlar kadar cesaretli değilsinizdir. Mümkün olanı mühim olmayana çevirmekte üstünüze yoktur. Siz bizim dışımıza bakarken biz, sizin içinizi görmeye çalışırız. Çünkü sır oradadır. Biz gözlerinizde karakterinizi ararız, siz gözlerimizin güzelliğine aldanırsınız. Güzellik insanları birbirine yaklaştırır, karakter ayırır. İnsanın kaşı gözü, bedeni değil, karakteri güzel olsun. Dağların güzelliği seyretmek huzur verir ama onun içinde kaynayan lavları da unutmamalısın. Yoksa bir gün gelir seni yakar. Tıpkı benim yandığım gibi.
Şimdi bana içini dökmeye mi geldin yoksa bende içini temizlemeye mi? Önce ona karar ver. Başladığı gibi bitmiyor her aşk. Bittiğiyle kalıyor. Geride bıraktığın enkazı mı merak ediyorsun yoksa ? Çok çekti o enkaz ama sonunda küllerinden doğan bir Anka kuşu olmayı başardı. Ah ! Hayatın ne kadar acımasız olduğunu öğreten kişinin aşık olduğumuz kişiler olması ne acı. Bir kere yanıldın mı zaten gerisi hazırda bekliyor. Yine de kendi mutluluğunu yanında taşımalı insan. Başkalarından medet ummadan… Belki bir gün başkasına da lazım olur.  
İnsanın baharı kendi içindendir.  Mevsim kış olsa ne çıkar ? Kırık bir kalbi yapıştırsan da kan sızar, yapıştırmasan da… O yüzden baharını içinde taşıyacaksın. Kalbine yama yapmak için değil, yeni bir kalbe dönüştürmek için… Peki şimdi söyle bana ben kırık kalbimin çatlaklarında oluşan gözyaşı nehirlerinde boğulurken sen hangi denizlerde kulaç atıyordun ? Aradan geçen bunca zaman vicdanını temizlemek için hiç mi gözyaşı dökmedin ? Bana gülerek çektiğimiz fotoğraflara ağlayarak baktığım  gecelerin hesabını verebilecek misin ?  Yalnızlığımın en kalabalık halinde içimde kanayan parçalara bölünen ve her bir parçası karanlıkta eriyen canıma can katabilecek misin ? Yok ettiğini var edebilecek misin ? Senin işin var olanı yok etmekti ama değil mi ?
Aşk , başlangıçmış gibi yapan bir sondur aslında. İnsanlar hep aynı aşkı yaşar ama sonunda hepsi farklı anar.  Bu yüzden aşk sondur. Kendim için değil, senin için ayrıldım senden biliyor musun ? Kendini görebilmen için önünden çekildim.  Kendini duyabilmen için sessizleştim. Kendinden utanman için kendimi sildim. Bu sana verdiğim sessiz  bir cezaydı. Görüyorum ki bu ceza sana fazlasıyla yetmiş.
Sessiz çığlıkları vardır kırılan kalbimizin ve onları yalnızca Allah duyar. Senin duymadığın ve hiçbir zaman duyamayacaklarından bahsediyorum. Umarım beni anlıyorsundur. Keşke biraz düşünebilseydin. Düşünemediğin için kalbin acıyor biliyor musun ? Beynin düşünemediği her şeyin cezasını kalp çeker. Düşünmek beyni acıtmaz ama düşünmemek kalbi yorar.
Bana gelince. İyiyim ben. Aşkta özgürlüğün, tutsaklıkla başladığını ve aynı zamanda da hayatta aşktan daha önemli şeyler olduğunu öğrendim. Mesela insan olmak… Bir yığın tecrübeye sahibim ve her gün bir yenisini daha ekliyorum bunlara.’Kurt kışı geçirir ama yediği ayazı unutmaz’ diye bir laf vardır bilir misin ? Geçmişten edindiğimiz tecrübeleri unutmamalıyız. . Geçmiş geleceğe köprüdür. O köprüden geçmek cesaret, cesaretse tecrübe ister. Sen o köprüden geçerken, yanında ben olacaktım. Ama sen beni o köprünün tam ortasında nehre attın. Bende sana  fazla gelen neydi ? Ya da eksik mi demeliyim ? Benim için kendinde vazgeçemediğin şeyin ne olduğunu çok merak ediyorum. Benimle neleri kazandığından çok, benim için nelerden vazgeçtiğine bakarım ben.
Endülüslü İbn Hazm şöyle der: ‘Ölümden daha güçlü olan şey, bizi ölüme göze aldıran şeydir, candan daha kıymetli olan, canın kendisi için feda edildiği şeydir.’ Sen biri için ölümü göze alamadıysan, ölümden çok korkuyorsun demektir. Canını, hiç düşünmeden sevdiğin biri için feda edemiyorsan, canını sevdiğin kişiden daha kıymetli görüyorsun demektir. İnsanın bir başkası için nelerden vazgeçebildiğini onun karakteri gösterir. Seni sen yapan biriktirdiklerin değil, vazgeçtiklerindir unutma.
Şu hayatın bize en büyük darbesi beklediklerimizin hiçbir zaman gelmemesi, gelenlerin ise bizi hak etmemesidir. Bazı insanlar hiç başlamayan hayatlarının bitmesinden korkarlar.. Neyi biriktirebilmişler ki kaybetsinler ? Sende onlardansın bana göre. Elinde avucunda hiçbir şey kalmamış ama hala yitirmekten korkuyorsun. Kolların boşluğa alışmış ama benimle doldurmaya çalışıyorsun. Bitmişsin ama hiç başlamamış olduğunu anlayamamışsın. Söylenmiş sözleri duymamışsın, şimdi söylenmemişleri dinliyorsun. Göremediğin şey şuydu : Ben sana hayatımı verdim, sen onu başkasının çöpüne attın.
İnsan her sabah yaşamak için gözlerini açar ama kimse geceleri ölmek için uykuya dalmaz. Uyumak için değil, uyanmak için uyuruz. Ama kimse bunu böyle bilmez. Herkes bu refleksin doğal olduğunu düşünür hepimiz bakarız ama çok azımız görürüz. Bana yaptıkların kalbimi köreltirken gözlerimi açtı. O yüzden şimdi benden yeniden körlüğe dönmemi bekleme. Hayatın kabul etmemesi umrumda değil. Canım yaşam çekiyor. Bunları sana nasihat olsun diye yazıyorum ama , bana bunları senin yaptıkların öğretti. Kimseden duymadım söylediklerimi. Ve kimseye anlatmadım çünkü yıllardır sahibini bekliyordu bu sözler. Yani seni ! Bunlar benim yaşadığım gerçekler. Sen yine de kendi gerçeğinin peşine düş. Başkasının öyküleriyle kendi gerçeğini arama. Dünyada senin gibiler çok.. Zalimlerin kazandığı bir dünyada yaşıyoruz. Elbet bir gün gelip seni de bulur senin gibi birisi. Onun sana yaşattıklarından öğrenirsin kendi gerçeğini. İşte o zaman daha iyi anlarsın beni. Yine şükredelim halimize. Yaşadığımız o günler olmasaydı, yaşadığımız bugünlerin kıymetini anlamayacaktık. Üzgünüm… Artık geçmişte kalmış bir imkan, gelecekte var olan bir imkansızlığım senin için.
Bundan sonra hayatına girecek kişinin yarınlarının dünde kalmasına sebep olma. Kendini hep haklı gördün. O zaman hep haklıysan şimdi neden mutlu değilsin ? İnsanlar böyledir işte, kendilerini hep haklı görürler ama çoğu zaman da mutsuzdurlar. Sen şimdi hatanı görmüşsün ama bazı pişmanlıklar yalnızca pişmanlık olarak kalırlar, hiçbir şeyi geri getiremezler… Ama üzülme, en azından bundan sonrası için her zaman yanında taşıyacaksın o pişmanlıkları. Sana hep ışık olacak ve yol gösterecekler. Zamana bırak her şeyi. Ama şunu da sakın unutma: Zaman bazı şeyleri bize getirdiği gibi bazı şeyleri de bizden götürür.
Sen kendini harcamamış, ziyan etmişsin.  Bu yüzden ‘keşke’ler akıyor cümlelerinden. Dünyanın en hüzünlü ve en kısa hikayesidir o kelime. Kurduğun hangi cümlenin başına bu sözcüğü eklemişsen o kadar yanılmışsındır ve o kadar pişman olmuşsun demektir. Ve en zor olan, o kelimeyi kullanırken yaşadığın hayal kırıklığıdır. Vazgeçmenin erken olduğu vakit, telafi etmenin geç olduğu bir vakit demektir. Keşke bu kelime hiç girmeseydi hayatımıza. Ama görüyorsun ki bu cümleyi bile kurarken o kelimeyi kullanıyorum. Pişmanlıkların girişi bu kelimeyle başlar, çıkışı zaten yoktur. Her şey için geç kalınmıştır. Ve geç kalınmış her şey pişmanlıktır. Yaptıklarının ve yapamadıklarının pişmanlığı… Yenilgilerin şapkasıdır o kelime. Mağlubiyetlerin, bozuk para gibi harcanmış hayatların ve boşa giden yılların itirafıdır. Ertelenmiş her şeyin intikamıdır.
Dalından kopan hiç bir şey tekrar o dala yerleşemez.  Geriye kalan yapayalnız bir daldır. İncecik bir sızı gidenin yerini alır. Ağlarsın sabaha kadar. Gözyaşların gözüne batar. Keşke’ler tırnak gibidir, kestikçe uzar. Bitecekmiş gibi olduğu yerden yeniden başlar. Her yere saçılır ama hiçbir yerden toplanamaz. İçimizi yakarak, kendimi kurtarmaya çalışmaktır keşke. Gizli utançların ve gizli kederlerin kelimesidir. Keşkelerin çoğaldıkça sen azalıyorsun farkında mısın ? Mutluluğundan çalıyor, eskimiyor ama eksiltiyor. Her köşe başından sana göz kırpıyor. Kaybedenlerin  satır başıdır keşke. Aslında çok aciz bir kelime biliyor musun ? Ne öldürüyor nede güldürüyor. Kaybedenler için tasarlanmış. Ama sen mağlup olmuşsun geçmişi kaçırmış ama geleceğe de tutunamamışsın. Olması mümkün olmayanın, olması için yakılmış bir ağıt gibi değil mi senin için o kelime ? Yada kendine ettiğin sitem ? Hakkını veremediğin bir hayatın bedeli… Beni düşünerek kurduğun her cümle içini sızlatan bir keşke ile bitecek buna alış. Ve bunu anlamaktan yorul ! Ama o kadar da üzülme. Tecrübe denilen şey o keşkelerin toplamı değilmidir  zaten ?
Hayat belki bana istediğim her şeyi yapabilme özgürlüğü vermiyor ama dirayetim ve karakterim istemediğim şeylere karşı durmamı sağlıyor. Ama hepsinden önce neyi isteyip neyi istemediğime karar vermeliyim. Sen de öyle yap Beni isteseydin kaybetmezdin. Ve şimdi kaybettiğinin peşinde koşmak zorunda kalmazdın. Onurun ve gururun böyle yerlere serilmezdi. Aşkta gurur yoktur diyeceksin. Haklısın. Ben de senin gibi düşünüyordum ama vakti zamanında gururumu kıran birine geri dönecek kadar da gurursuz değilim. Karakterin cilasıdır gurur ama önce bir karakterin olması gerekir. Çünkü gurur, karakterin ‘ben varım ve buradayım’ deme halidir. Aklınla kalbin arasındaki ince çizgidir.  Bizi güçlü kılar gurur ama mutlu eder mi bilinmez… Kendine benim gözlerimden bakabilseydin, aşk adına gururunu ayaklar altına almanın senin gibi birinde ne kadar eğreti durduğunu anlardın. Kendine baktığında benim için gururunu hiçe sayan bir adam görebilirsin karşında ama ben sana baktığımda maymuna dönen birinden başka bir şey göremiyorum. Evet ! Belki biraz ağır konuştum. Seni yaraladım ama senden yediğim darbelerin karşılığıdır bu sözler. İnsan cümlelerle de dayak yiyebiliyormuş bak. Bana bu fırsatı sunduğun için teşekkür ederim.
Boşadır elinde olmayanı kaybetmeme çabaları. Değişmiyor işte bazı şeyler.Kimi durumlar inceldiği yerden kopmuyor. Severken söyleyememek gibi… Özlerken arayamamak gibi… Yıkılmak üzere olan bir köprü gibi. Ne üzerinde durabiliyorsun. Her an yıkılacak korkusuyla yaşıyorsun, adına yaşamak denirse tabii. Keşke hayat bize istediğimizi seçebilme şansı da sunsaydı. Ne tuhaf kendimi oğluna nasihat eden bir anne gibi hissediyorum şu anda. Annelik öyle bir duygudur ki sırf bu duyguyu tecrübe edebilmek için, kadın olmanın tüm zorluklarına katlanılabilir. Anne var, babası varken piç doğurur.(Üzerine alınma !) Anne var, yokluğun ve sefilliğin içinde insan doğurur. Hiçbir anne içinden ne çıkacağını bilmez. Ama her anne içinden ne çıkarsa çıksın onu korumak, kollamak ve eğitmek zorundadır. Çünkü annelik emektir. Emeğin aşka dönüşmüş halidir. Ben şimdi evladını bırakıp giden bir annenin çocuğu için çabalıyorum. Kaderimiz  olmasa da adımız aynı. Kendimi o çocuğun annesi gibi hissediyorum. İşte gerçek aşk budur anladın mı ? Buna saygı duy ve kabullen. Yeryüzünde öyle insanlar var ki kanatlanıp uçsam ‘ yürüyemiyor ki ! ‘ diye eleştirirler. Sen onlardan olma. Uçanları yerden yere vurmak yerine düşenleri kaldırmaya çalış. Ne yaparsan yap ama bana bulaşma. Ben gittim senden. Sen elinde kalanlarla mutlu olmasını bil. Çünkü Orhan Baba’nın dediği gibi, ‘Mutluluk yetinmektir.’
Güle güle…
12.05.2017. son veda Teşekkürler KAHRAMAN TAZEOĞLU teşekkürler SİMRU.https://www.youtube.com/watch?v=p-5cJ1-PSwA

Yorumlar

  1. Ne denebilirki yavru kuş . Gözlerimi kırpmadan, sadece okudum.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

İyilik.

Yaşa

Lost